SİNOPSİS

2015 yılı temmuz ayı, sıcak bir yaz gününde, Kars’ın Arpaçay ilçesinde bir inek, biraz daha ilerideki daha lezzetli görünen yeşil çayırlara yürümeye karar verir. İnek için gayet normal olan bu adımlar ve küçük gezintisi, etrafındaki insanlar için zorlu ve uğraştırıcı bir diplomasi trafiği oluşmasına yol açacaktır. İnsanoğlunun sınırlar çizmek ve duvarlar örmekle ilgili olan takıntısı, ülkemiz topraklarında da cereyen etmiştir. Şu anda Türkiye ile Ermenistan arasında diplomatik ilişki bulunmamaktadır ve kara sınır kapıları 1993’te kapatılmıştır. Bir ineğin basitçe geçebildiği bir yere sahibinin gidebilmesi için en iyi ihtimalle Gürcistan ya da İran üzerinden 500 kilometrelik zorlu bir rotayı aşmasıyla mümkün olacaktır. İneğin iadesi için sahibi durumu muhtara, muhtar da kaymakama iletir. Ankara’da Dışişleri Bakanlığı’nın Erivan’daki temasları doğrultusunda Ermenistan sınır karakolundaki askerler ineği sınır noktasına imzalanan geçici protokol doğrultusunda bırakırlar. Dünyanın çok az noktasında ufuk çizgisine çıplak baktığınızda gözle 4 farklı ülke ve sınırları görülebilir. Bunlardan bir tanesi de Iğdır’ın Aralık ilçesindedir. Hasret Köprüsü ile Nahçıvan’a bağlanan Türkiye’nin bu ince uzun çıkıntısındaki tepecikte sırtınızı arkanızda tüm heybetiyle duran Ağrı Dağı’na verip etrafınıza baktığnızda solunuzda Ermenistan, sağınızda İran ve karşnızda Azerbaycan’a bağlı özerk Nahçıvan Cumhuriyeti’ni görürsünüz. Bu 4 sınırın kesiştiği noktada başlayan belgeselimizde, sınır komşumuz olan Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan (Nahçıvan) ve İran’a dair, bu 4 coğrafyadan sınırlılık ve bürorasinin getirdiği zorlukları,trajikomik hikayelerle öğreniyoruz. Belgeselimiz insan yapımı ve zihnimizde ördüğümüz sınırların anlamsızlığını bu yerel hikayeleri, uluslararası benzer hikayelerden de referans alarak aktarmayı hedefliyor. Berlin Duvarının yıkıldığı 1989’da 16 ülke arasında duvar varken, bugün 66 ülkede ülkeleri duvarlar ayırmaktadır. Zorla yerlerinden edilen 60 milyon mülteci ile dünya tarihinin en büyük mülteci krizi yaşanmaktadır. İkinci Dünya Savaşı’ndan itibaren en büyük mülteci kriziyle karşı karşıya kalan Avrupa ise sınırlara duvar örmeyi önlem varsaymaktadır. Mevcut durumda ülkemizde ve tüm dünyada yaşanan krizlerin, kavgaların, savaşların temelinde hep aynı semptoma rastlanmaktadır: “Sınır Bozukluğu”.

NEDEN BOZUKLUK?

Dünya globalleşmeye devam ederken insanları, 2. dünya savaşı dönemindekinden tam 6 katı fazla sayıda duvar ayırıyor. Çünkü hepimiz doğuştan ‘Sınır Bozuğu’ olmak üzere yetiştirildik. Farkında olmadan hücrelerimize işleyen bu hastalık ‘sayesinde’, sınırlar çizerek kendimize güvenli alanlar yarattık. Sınırlar kendini korumak adına yapılırken aslında diğerlerini dışarıda tutmak anlamına da gelir. Belki de korunma yerine kendimizi hapsettiğimiz çemberler yaratmaktı sınır. Güvenli alanlarımız aynı zamanda bizim kendi hapishanelerimiz haline geldi. Okul yıllarında koşullandırıldığımız sınırların içerisinde kalma öğretisi nedeniyle her birimiz birer sınır bozuğu olabilir miyiz? Bunu anlamak üzere yolcuğa çıkıyoruz.